1521’de kayıtlarda bir Arsuz şehir nüfusu yoktu; fakat on üç köy, sekiz mezra ve işleyen bir kıyı dünyası vardı. Dört yüzyıllık kayıtlar, yerleşimin görünmeyen toplumsal haritasını çıkarıyor.
Bir yerin adı var, şehri yoksa
1521 tarihli Osmanlı tahririne göre Arsuz nahiyesinde “şehir nüfusu” bulunmuyordu. Nüfusun tamamı köylerde yaşıyordu. İlk bakışta çelişkili görünen bu kayıt, aslında erken Osmanlı taşrasının nasıl örgütlendiğini anlatır: Arsuz bir kasabadan önce bir bölgenin, vergi çevresinin ve köyler ağının adıydı.[1]
Defterde Arsuz’a bağlı on üç köy sayılır: Kesrik, Küçük Zili, Ma’sara, Dereköy, Bardım, Kabaklıca, Muğuzga, Mina, Boğasi, Çengen, Hapışga, Levzin ve Beykendi. Bunlara sekiz mezra eklenir: Kiliseli Kesrik, Kıçına, Büyükzili, Ekrek, İnecik, Uluçakar, Fenk ve Tandır.[1]
Bu adların bir kısmı bugünkü yerleşim adlarıyla ilişkilendirilebilir; bazıları değişmiş, kaymış veya unutulmuştur. Ses benzerliğine bakarak kesin eşleştirme yapmak risklidir. Yerel tapu kayıtları, eski haritalar ve sözlü tarih birlikte kullanılmadan “şu köy kesinlikle bugünkü şudur” denmemelidir.
226 hane kaç kişidir?
Tahrire dayanan hesaplamada Arsuz nahiyesinde 226 hane ve 38 mücerred, yani yetişkin bekâr erkek kaydı vardır. Çalışmada bunlardan hareketle toplam 1.168 kişilik tahmin üretilmiştir. Beykendi 37 hane ve bir mücerredle yaklaşık 186 kişi kabul edilerek en kalabalık köy sayılmıştır.[1]
Buradaki “1.168” rakamını modern nüfus sayımının kesin sonucu gibi okumamak gerekir. Tahrir defterleri vergi ve yükümlülük amacıyla tutulur; kadınları, çocukları ve kayıt dışı hareketli grupları modern sayımlar gibi tek tek vermez. Toplam nüfus, hane başına varsayılan kişi katsayısıyla hesaplanır. Başka bir katsayı başka bir sonuç çıkarabilir.
Beykendi’de dört hane ve bir mücerredden oluşan küçük bir Ermeni topluluğu da kaydedilmiştir; aynı yöntemle yaklaşık 21 kişi olarak hesaplanır. 1523 kaydında ise beş Ermeni hanesi görülür. Çalışmanın dayandığı defterlerde bu, Özer sancağı içindeki kaydedilmiş tek gayrimüslim topluluktur.[1] Bu ifade “bölgede başka hiç gayrimüslim yoktu” anlamına değil, kullanılan kayıt dizisinde başka bir grubun görünmediği anlamına gelir.
1573’te harita değişiyor
16. yüzyıl boyunca idari sınırlar sabit kalmadı. 1573 düzenlemesinde İskenderun nahiyesinin köy ve mezraları Arsuz’a bağlandı; Özer sancağındaki nahiye sayısı ikiye düştü. Araştırmacılar bu yapıda sabit bir kaza veya şehir merkezinin bulunmamasını, bölgedeki konar-göçer Türkmen topluluklarının yaşam düzenine uyarlanmış idareyle açıklar.[1]
Bu, “merkezsiz” görünen kırsal dünyanın örgütsüz olduğu anlamına gelmez. Köyler, mezralar, aşiret bağları, tarım alanları ve iskeleler kendi işlevleriyle bir ağ kuruyordu. Nitekim aynı yüzyıl kayıtları Arsuz/Ersuz’u işleyen bölgesel iskeleler arasında sayar.
1894: Bir Alman araştırmacının köy listesi
Yaklaşık dört yüzyıl sonra Alman şarkiyatçı Martin Hartmann, Halep livası ve Cebel-i Bereket’in bir bölümü üzerine çalışmasında Arsuz’a bağlı 31 yerleşim kaydetti. Onun listesi köyleri hane ya da aile sayıları ve dönemin etno-dinî kategorileriyle tanımlar. Örneğin Ağcalı için 100 Nusayrî aile, Kabaevi İskelesi için 70 Rum aile, Kesrik için 70 Türk aile; Elhub için 60 ve Nehr-i Siyad için 40 Nusayrî aile yazar.[2]
Bu döküm eşsizdir, fakat tarafsız bir fotoğraf değildir. “Rum”, “Türk”, “Nusayrî” ve benzeri etiketler 19. yüzyıl gözlemcisinin sınıflandırmalarıdır; kişilerin çok katmanlı dil, köken ve aidiyetlerini bütünüyle açıklamaz. “Aile” veya “hane” de tek tip büyüklüğe sahip değildir. Hartmann’ın rakamları bugün için bir nüfus toplamından çok, yerleşimlerin göreli ölçeğini ve araştırmacının gördüğü toplumsal dağılımı gösterir.
Yine de liste, Arsuz’un tarihinin yalnızca kıyı merkezinden ibaret olmadığını çarpıcı biçimde ortaya koyar. Bugün de yaşayan Ağcalı, Hacıahmetli, Kurtbağı, Kiliseönü, Beyköy ve Gökmeydan gibi adlar, 19. yüzyıl metninden bugünkü haritaya uzanan köprüler kurar.
Köy mekteplerinin sayılarla görünen dünyası
Halep vilayet salnameleri, 20. yüzyıl başında Arsuz köylerindeki iptidai mektepler için öğrenci rakamları verir. Selahattin Tozlu’nun arşiv belgeleri ve salnamelerden derlediği tabloya göre 1900’de Ağcalı’da 40, Kiliseönü’nde 20 ve Alakop’ta 30 öğrenci kayıtlıdır. 1902’de Karaağaç 20, Ağcalı 25, Kiliseönü 20 ve Alakop 35 öğrenciyle görünür. 1905 listesinde sayılar sırasıyla 25, 24, 22 ve 23’tür. 1910’da ise Ağcalı 45, Kiliseönü 32, Alakop 35 öğrenciyle kaydedilir; aynı tabloda Karaağaç yer almaz.[3]
| Salname yılı | Karaağaç | Ağcalı | Kiliseönü | Alakop |
|---|---|---|---|---|
| 1900 | — | 40 | 20 | 30 |
| 1902 | 20 | 25 | 20 | 35 |
| 1905 | 25 | 24 | 22 | 23 |
| 1910 | — | 45 | 32 | 35 |
Tablodaki çizgi “mektep kesinlikle kapalıydı” demek değildir; yalnızca kullanılan yıl kaydında sayı bulunmadığını gösterir. Salnameler idarenin yayımladığı yıllıklardır. Kayıt gecikmeleri, değişen sınıflandırmalar veya eksik bildirimler mümkündür.
Bu küçük rakamlar yine de önemli bir dönüşümü görünür kılar. 1521’de devletin bakışı hane, bekâr vergi yükümlüsü, köy ve mezra üzerinden kurulurken 1900’lerde aynı coğrafyada öğrenci, öğretmen ve mektep de idarî kaydın konusu olur. Devletin Arsuz’u görme biçimi değişmektedir.
Defterin sustuğu yerde yerel hafıza başlar
Arsuz’un Osmanlı tarihi, tek çizgili bir “köyden şehre gelişme” öyküsü değildir. İdari sınırlar genişler ve daralır; yer adları dönüşür; bazı topluluklar defterlerde görünürken bazıları kayıt mantığının dışında kalır. Bu yüzden tahrir, salname ve yabancı araştırmacı listesi yan yana okunmalıdır.
En verimli sonraki adım, bu adları yaşayan hafızayla buluşturmaktır. Eski mezarlık kitabeleri, aile evrakı, tapu sınırları, su yolları ve köy anlatıları incelendiğinde defterlerdeki kuru satırlar yeniden mekâna dönüşebilir. Arsuz’un zor bulunan tarihi tam burada, büyük olayların değil küçük kayıtların arasındadır.
Kanıt notu
- Kesin bildiğimiz: 1521 tahririnde 13 köy ve 8 mezra; 226 hane ile 38 mücerred kaydı vardır.
- Hesaplanan değer: 1.168 kişi modern sayım sonucu değil, hane katsayısına dayalı araştırmacı tahminidir.
- Eleştirel kullanım: Hartmann’ın etno-dinî sınıfları ve salname sayıları kaynakların kendi idari/gözlemsel dilini yansıtır.
Kaynaklar
- Naim Ürkmez, Tanzimat’tan I. Dünya Savaşı’na İskenderun, doktora tezi, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2012, özellikle 35–37, kurumsal PDF ↗. Ürkmez burada 1521 tahriri üzerine Kerim İlker Bulunur ve Abdulkadir Gül’ün çalışmalarını kullanır.
- Martin Hartmann, “Das Liwa Haleb (Aleppo) und ein Teil des Liwa Dschebel Bereket,” Zeitschrift der Deutschen Morgenländischen Gesellschaft (1894), özellikle 527–529; köy listesinin Türkçe aktarımı için Ürkmez, 197–198. Eserin Google Books kaydı ↗.
- Selahattin Tozlu, “Osmanlı Arşiv Belgelerinde Antakya ve İskenderun Nusayrîleri (19. Yüzyıl),” Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi 54 (2010), 79–110, tam metin PDF ↗.
Arsuz Tarih Dosyası ↗