Arsuz’un tarihi Rhosos’la başlamıyor. Uluçınar’da gün ışığına çıkan iki taş anıt, kıyının Demir Çağı krallıkları arasındaki stratejik rolünü yeniden düşündürüyor.
Arsuz’un tarihi neden Rhosos’tan daha eski?
Arsuz’un geçmişi çoğu zaman antik Rhosos kentiyle başlatılır. Oysa 2007’de Uluçınar’da bulunan iki taş anıt, tarih perdesini Helenistik çağdan yaklaşık yedi yüzyıl daha geriye çekti. Anıtların her birinde bir hükümdar, bölgenin en kudretli ilahlarından Fırtına Tanrısı’nın ardından yürür. Yanlarındaki hiyeroglif işaretler ise süs değildir: Aynı hükümdarın sözlerini iki kez kayda geçiren Hiyeroglif Luvice bir metindir.[1]
Bu nedenle “Arsuz stelleri” yalnızca iki güzel müze eseri sayılmaz. Onlar, MÖ 10. yüzyılın sonlarına doğru Amik Ovası ile İskenderun Körfezi arasında nasıl bir siyasi coğrafya bulunduğunu anlatan nadir birer devlet belgesidir.
Taş üzerindeki hükümdar: Manana’nın oğlu Suppiluliuma
Yazıtta konuşan kişi kendisini Manana’nın oğlu Suppiluliuma ve Walastin kralı olarak tanıtır. Suppiluliuma adı Hitit imparatorluk çağını hatırlatsa da bu hükümdar, büyük Hitit devletinin yıkılmasından sonraki dünyaya aittir. Walastin ise Amik Ovası çevresindeki Demir Çağı siyasal oluşumunun Luvice adıdır; başlıca merkezi Tell Tayinat ile ilişkilendirilir.[1]
Burada sık yapılan bir yanlışın önüne geçmek gerekir: Walastin adını doğrudan bugünkü Filistin’le özdeşleştirmek güvenli değildir. Benzer sesler tarihsel bağ ihtimalini tartışmaya açsa da Arsuz yazıtındaki sözcük, her şeyden önce Amik merkezli bir krallığın kendi adıdır.
Metinde kral, iktidarını ve başarılarını Fırtına Tanrısı’yla kurduğu özel ilişki içinde anlatır. Yazıtın en çarpıcı bölümü, Çukurova yönündeki askerî hareketle ilgilidir. Adana ve Hiyawa adları bu sefer anlatısında belirir. Böylece küçük görünen bir kıyı yerleşimi, Amik Ovası’nı Kilikya’ya bağlayan büyük güç yolunun üzerine oturur.[2]
Neden iki stel vardı?
İki anıtın metni büyük ölçüde aynıdır; fakat görüntüleri bütünüyle kopya değildir. Bir örnekte figürlerin altında bitki ya da ağaç benzeri bir zemin, diğerinde boğa görülür. Kanatlı güneş kursu ve rozet gibi krallık simgeleri de sahnenin siyasal dilini güçlendirir.[3]
İki kopyanın varlığı önemli bir soruyu doğurur: Bunlar aynı kutsal alanın iki yanında mı duruyordu, bir yol ya da liman girişini mi işaretliyordu, yoksa başka bir merkezden buraya mı taşınmıştı? Buluntuların özgün dikiliş bağlamı kesin biçimde bilinmediği için tek cevap vermek mümkün değildir. Yine de çift metin, mesajın görünür ve tekrarlanır olmasının özellikle istendiğini düşündürür. Bu, bir sonuç değil; anıtların tasarımından hareket eden makul bir yorumdur.
Kıyı, krallığın vitrini olabilir miydi?
Arsuz, Amanosların denize yaklaştığı; kuzeyde Çukurova’ya, doğuda Amik Ovası’na, güneyde Levant kıyılarına açılan bir eşiktir. Böyle bir yerde dikilmiş zafer anıtları yalnızca yerel halka seslenmezdi. Denizden gelen tüccara, dağ geçidini kullanan elçiye ve rakip krallığın görevlisine de “bu güzergâh bir hükümdarın denetimindedir” diyebilirdi.
Steller bu nedenle Arsuz’u edilgen bir kıyı köşesi olmaktan çıkarır. Burası, Demir Çağı’nda siyasi mesajların dolaştığı bir sınır ve temas alanıydı. Walastin hükümdarının Çukurova’daki başarısını burada görünür kılması, deniz kıyısının krallık ideolojisindeki yerini gösterir.
Taşın söylediği ve söylemediği
Arsuz stellerinin büyük gücü, adı bilinen bir hükümdarı, bir tanrıyı ve askerî coğrafyayı aynı görüntüde buluşturmasıdır. Fakat taşın hasarlı bölümleri vardır. Özellikle sefer güzergâhındaki bazı yer adlarının okunuşu tartışmalıdır; bir araştırmacı hasarlı adı bir liman olan Urassa/i şeklinde yorumlamıştır.[3] Bu görüş ilgi çekicidir ama genel kabul görmüş kesin bir okuma gibi sunulmamalıdır.
Bugün stellerin önünde duran kişi, yalnızca üç bin yıllık iki figüre bakmaz. Arsuz kıyısının, imparatorlukların çöküşünden sonra kurulan yeni krallıklar dünyasında ne kadar canlı olduğunu görür. Rhosos’tan önce de burada tarih vardı; üstelik o tarih, kendi dilinde taşa yazılmıştı.
Kanıt notu
- Kesin bildiğimiz: İki stel 2007’de Uluçınar/Arsuz’da bulundu; üzerlerinde aynı hükümdara ait Hiyeroglif Luvice metin ve Fırtına Tanrısı sahnesi vardır.
- Akademik tarihleme: Yayını yapan araştırmacılar anıtları büyük olasılıkla MÖ 10. yüzyılın sonlarına yerleştirir.
- Tartışmalı alan: Özgün dikilme yerleri, anıtların işlevi ve hasarlı bazı yer adlarının okunuşu.
Kaynaklar
- Belkıs Dinçol, Ali Dinçol, J. D. Hawkins, Hasan Peker, Aliye Öztan ve Ömer Çelik, “Two New Inscribed Storm-god Stelae from Arsuz (İskenderun): ARSUZ 1 and 2,” Anatolian Studies 65 (2015), 59–77, DOI: 10.1017/S006615461500006X ↗.
- Nancy Lovejoy, Political and Cultic Landscapes in the Northeast Mediterranean ca. 1175–675 BCE: Institutional Change and Identity Making, doktora tezi, New York University, 2023, NYU arşiv kaydı ve PDF ↗.
- Tayfun Bilgin, “Arsuz Stelae,” Hittite Monuments, görseller, bibliyografya ve okuma tartışmaları ↗. Sayfa, S. Dillo’nun 2016 tarihli alternatif yer adı okumasını da özetler.
Arsuz Tarih Dosyası ↗